Header Ads

Mamak'ın Gülen Mahpus Kadınları

- RENGİN ARSLAN -
Özgürlük dünyanın üzerinde bilinen bütün dillerdeki en güzel kelimedir. Öyle ki o dili bilmeseniz de bir ülkede birisi bu sözcüğü bağırıyorsa onu şıp diye tanıyabilirsiniz. Özgürlük talebinin yarattığı bir ses tonu, bu talebi dile getiriyor olmanın insanın bedensel duruşuna bile yansımaları söz konusudur. Özgürlük isteği ve mücadelesi, umudun varlığına da işaret eder. Uğruna mücadele edildiği için, umudun da ayakları sağlam basar yere.

Fakat özgürlük dediğimiz şey nedir ki? Kuşun kanat çırpışını izlemek mi; saçlarınızın rüzgârda savrulması, pazar sabahı kahvenizle birlikte gazete okumak mı; kafanıza esince bir yurt dışı seyahatine çıkmak mı; annenize giden yolların askerlerce kapatılmamış olması mı; kentin istediğiniz yerinde eylem yapmak mı? Ya da bir başka seçenek; eliniz kolunuz bağlıyken de üretmeye, gülmeye, mücadele etmeye devam etmek mi? Yanıtları göreceli sorular bunlar. Fakat dört duvar arasına, hapishaneye atıldığınızda gülebilmek bile özgürleşmenin işaretidir bazen. Marx’ın bu kavram üzerine yorumu belki yanıtlarımıza ışık tutar. Özgürlük kısıtlamalardan kurtulmak değildir; yeni güçlerin ortaya çıkmasının, üretimin bir sonucudur. İnsanlar gülme eylemiyle yeni bir mücadele biçimi yaratır ve yaratmışlardır da.

Bu yazıyı 11 Eylül gününde yazıyorum. Bugünün tarihine sadece 11 Eylül 2011 olarak bakabilirsiniz. Ya da 11 Eylül saldırılarının 10. yıldönümü olarak... Veya Türkiye’nin tarihini değiştiren o darbenin arifesi, 11 Eylül 1980 olarak okursunuz... Ben, belki de okuduğum kitabın etkisiyle 11 Eylül 1980 günündeyim bu kez.
Kitabın adı “Mamak Kitabı”. Meral Akbaş’ın Mamaklı devrimci kadınlarla yaptığı görüşmelerden ortaya çıkmış. 1980 öncesinde ve sonrasında Mamak’taki kadınların direniş hikâyesini anlatıyor, daha doğrusu anlattırıyor. Direnişin bin bir yolunun olduğunu gösteriyor. 80 darbesinin, erkeğin anlattığı yıkılmış ve yakılmışlığa karşı, Mamaklı kadınlarca nasıl “güle oynaya karşılandığını” anlatıyor.

Abartıyorum ya da dilim sürçüyor sanıyorsunuz belki. Ya da “hadi canım!” dediniz çoktan. İnanması zor, biliyorum. Ama inanın. Mamak’ta yatan kadınlardan Sükun, dönemin Mamak Askeri Cezaevi Komutanı Recai Tetik’in o dönem verdiği demeci aktarıyor: “Bize yalan söylüyorlar, aslında çok eğleniyorlar, içeri girip göbek atıyorlar.” Yine o dönemde Mamak’ta olan Pamuk şöyle anlatıyor: “O dönemde güldüğümüz kadar gerçekten (...) öyle hiç gülmedim sayılır. Böyle gülmekten bayılacak kadar güldüğümüz oluyordu.” Bir sayımda yaşanan olay buna en güzel örnek. “Bir taraftan adamlar bağırıyor, çağırıyor, hakaret ediyor. Biz gülüyoruz, sayım veremiyoruz. Şimdi baştan say diyor bunlar. Ama ses öyle komik ki, şey çıkıyor mesela. 1 2 hiii 3 falan diye... Bağırıyor dövüyorlar ama gülmekten sayamıyoruz.”

Bu gülüşlerin içinde isteri olduğunu düşünürseniz yanılırsınız. Bir mahpushane içinde, üstelik darbe koşullarında direnişin yarattığı bir “gülmektir” bu. Askeri yönetimin genelgesine göre sayımın sonunda sıranın en sonundaki kişi “komutanım” demekle yükümlüdür. Mamaklı kadınlar ise asla “komutanım” demez. Bu yüzden sıranın sonu her sayımda dayak yer. Fakat her seferinde aynı kişi değil... Çünkü kadınlar sözleşmeden, anlaşmadan dayağı da paylaşır. Her gün bir başkası sıranın sonuna geçer... Onlarınki “hayır” demenin yarattığı özgürlük alanına ait bir gülmektir.

Direnmenin yanı sıra üretmektedirler. Cezaların en ağırı olan tabutluğa konduklarında bile! Nasıl mı? Zekâlarını üretirler, çoğaltırlar. Hayali bir satranç tahtasının önünde, hayali taşlarla yan hücredeki arkadaşıyla satranç oynarlar. Hem de ölgün bitkin halde değil. Öyle ki bir keresinde biri rakibine bağırır: “Filini aldım” diye. Nöbetçi, gariban er bunu, “filme aldım” diye anlayınca cezaevi yönetimi hücrede nafile bir “film” arar. Ne film ne fil bulunabilir. Hayali satranç taşlarını kim yakalayabilir ki?

Askerler koğuşa baskın yapıp kadınların, kantinden aldıkları bir avuç şekeri, iki gıdım yağı kıyafetlerine bular. İç çamaşırlarına diş macunu sıkar. Böyle bir gecede kadınlar halay çekerek direnir. Sükun anlatıyor: “Onlar kuduruyorlar, biz kudurmuyoruz ya! Başlamışsın halay çekiyorsun, yoksa delirirsin. Sen delireceğine onlar delirsin!” Birbirlerinin dayak yerkenki hallerinin taklitlerini yaparlar. Dalga geçerler dayak yemekle. “Cop dansı derdik... sen böyle yapmıştın, hayır ben böyle yapmıştım.” Bu arada atılan dayaklarla oluşan morluklar, morluklar için sürdükleri krem bile kahkaha vesilesidir. “Reklam” sloganları üretirler: “Lasonil’le vücudum çok daha yumuşak!”

Üretim de işkenceden başlar. Askerler baskınlarda, içi dışına çıkarılan yatak döşekten dökülen çaputları yine yağa ve şekere bular. Kadının yatağı iğdiş edilmektedir. Koğuş savaş alanı... Kadınlar oturuyorlar sabaha kadar yıkıyorlar yatak içlerini. Geri dolduruyorlar. Yatıyorlar. Bu baskınlar hiç durmadan devam ediyor. Sonra bir bakıyorlar, yataklardan çıkan bu kumaş parçaları aslında hiç de fena değil. Çaputlardan çanta yapıyorlar kendilerine, sevdiklerine. Üzerine güller oyalıyorlar. Üretiyorlar, yaratıyorlar...

Hadi en başa dönelim. Nedir özgürlük? Kendimize kurduğumuz “steril”, kombili, laminant mutfaklı, ankastreli ve ortopedik hayat mıdır? Suspusluğumuzdan utanmayı bile unutarak asker adımlarıyla girip çıkmayı “görev” addettiğimiz plaza kapıları mıdır? Hiç yüksünmeden turnikeden geçiş izni almak için elimizde tuttuğumuz kartlar mıdır? Önünde her akşam eğildiğimiz bulaşık makinesi midir? Özgürlük Angelina Jolie’nin koluna kelepçelediği altın çantanın zinciri midir? Parmaklarını pırlantayla kenetlemek, kulaklarının sade ve sade zümrüdün sesini duyması mıdır? Sonu gelmeyen gece mesailerinin, huzursuz uykuların, evin taksitiyle ilgili kâbusların yarattığı morlukları kapatmak için para döktüğümüz kremler midir?

Bugün 11 Eylül. 12 Eylül’ün bir öncesi. Bir memleket adı gibi andığımız “Mamak”ın, Mamaklı kadınların, özgürlüğün ne demek olabileceğini, özgürlüğe giden yolu, direnmeyi anlattığı ve bunu yaparken çok güldüğü günün arifesi.

arslan.rengin@gmail.com
twitter.com/RenginArslan

*Bu yazı Remzi Kitap Gazetesi’nin Ekim 2011 sayısında yayımlanmıştır.

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.