Header Ads

Gölgenin Bir Diyeceği Var

- RENGİN ARSLAN -
Güncel siyaset denilen çamur deryası, aslında ne güncelliğin suçu ne de siyasetin. Güncel olmayan siyaset var mıdır? Varsa ne menem bir şeydir, bilemiyorum. Siyasetin güncel olması neye işaret etmektedir. O da muğlak. Bir çerçeveye oturmuyor. Herhalde zavallı “balıkların” kulaklarını çınlattığımız o meşhur, çok kapasiteli “hafızamıza” bir göndermedir diye düşünüyorum. Güncel olmayan siyaset 24 saat, durumuna göre 3 dakika öncede kalmış siyasete verilen isim olabilir. Bu da burjuva siyasetidir olsa olsa. Bugünden yarına değişen, “ama efendim artık konjonktür farklı” bahanesinin ardına sığınabilen bir sığlığın ve omurgasızlığın kibar adıdır herhalde.

Neyse efendim… Konumuz siyasetin güncel olanı veya olmayanı değil, bizzat kendisi. Nedenini bilmiyorum ama Hürriyet’in “Planet” sekmesinin altına uygun görülmüş bir açıklama vardı bugün sitede (19 Kasım 2011):

“Böyle kandan beslenen bir iktidar olamaz. Bu şekilde ayakta kalınmaz, zulm ile abad olunmaz ve bu idareler ayakta kalmaz ve bunu savunanlar, bir defa ne değerler silsilesi içinde yeri olabilir ne de bunların herhangi bir medeniyette yeri olabilir. Hiçbir otoriter, totoliter yapı, bu dünyada yer bulmuyor, bulamayacak. Hele hele dünyada artık şu anda temel hak ve özgürlüklerin her geçen gün güç kazandığı, demokrasilerin güç kazandığı bir dönemde, inanıyorum ki bu da yargılanacak.”

Dildeki anlatım bozukluklarını bir yana ayırırsak, altına imza atılacak bir açıklama. Bir “kanla beslenen iktidarlar” serzenişi olsun, bir “zulm ile abad olunmaz” buyurganlığı olsun çok önemli ifadelerdir. Ayrıca dünya barışı ve kardeşliği bağlamında düşünülmesi gereken otoriter ve totoliter yapılardan yaka silkme hali, herkesin hemfikir olmakta tereddüt etmeyeceği bir duruş kuşkusuz.

Cümle cümle irdelerken sizi bekletmemeyim. Okumuşsunuzdur belki açıklamayı. Açıklamanın sahibi, Başbakan Erdoğan. Büyük bir habercilik fiyaskosu söz konusu değilse, bu yiğitçe ifadeler ona ait.

Yani, defter yüzü görmemiş Vanlı çocukların gözlerimizin önünde dünyadan göçtüğü (yedi yaşına varabilselerdi, defter, öğretmen yüzü görebilirler miydi, o da bilinmez), Hopa’da polis gücünün, gül yaprakları misali halkın üzerine boca ettiği biber gazı yüzünden kaybettiğimiz Metin Lokumcu’nun başbakanı bu cümlelerin sahibi. Çocukları “kaybedildiği için” artık hepimizin olan analarımızı da alıp gittiğimiz eylemlere karşı “üç maymun”u oynayan başbakanın cümleleri.

Katillerin avukatları ve 80 öncesi tarihin yanı sıra eniştelerle de haşır olan neşir şahinlerle kol kola bir iktidarın başbakanı. Ölenlerin, öldürülenlerin, kaybedilenlerin değil, ağanın oğullarının ve muhtemeldir ki cümle sülalesinin kazandığı bir ülkenin başbakanı. Poşu takmanın, Engels okumanın iddianamelere girdiği özgür ülkenin başbakanı.

Dünyaca ünlü bir dergi olan ve her “zamanın” dergisi titrini yitirmeyen “Time”a savaşın ve silahın rengi olan metalik ve donuk griyle poz vererek, yüzündeki yarım gülümsemeyle bize aslında yukarıdaki cümlelerin gerisindeki görme fırsatı veren bir başbakan o. Erdoğan’ın vaadidir bu renk. Okumayı bilene!

Metalik grinin gölgelerine baktınız mı? O gölgelerde “konsept” gereği o kapakta asla yer alamayacak olan Van, Hopa, bugün atanamadıkları için eyleme duran öğretmenlere ev sahipliği yapan Güven Park, göçüklerin altındaki Zonguldak, kaleme boğulmuş Silivri var. Şeytan ayrıntıda gizlidir.

Basılamayan kitapları özgürleştirmek için 125 kişiyi birlikte kitap yazmak “zorunda bırakan” özgürlükler diyarı memleketimizin başbakanının sözleri bunlar. Ölenlerin hane halkı sayısından düşüldüğü, bir istatistik parçası olduğu, yaşayanların ise “yaşayan ölülere” döndüğü bir devrin başbakanı…

Yazı uzar gider. Sözün uçarılığına inat yazının direngenliğine güvenip yazıyoruz durmadan. Umut fakirin ekmeği ne de olsa…

Suriye’ye “demokrasi, özgürlükler ve zulm ile abad olmama” dersleri arasında, Erdoğan’ı bir kere daha Time’ın kapağından bakalım. Gölgenin bir diyeceği var.

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.