Header Ads

Bir Müzikal Hazine: Laura Nyro

- DONAT BAYER -
Özellikle İngiltere neredeyse tüm bir yılı sesleri dört bir yandan yükselen kadın şarkıcı ve şarkı yazarlarının eşliğinde geçirdi. P J Harvey, Let England Shake isimli albümüyle Eylül ayında ikinci defa Mercury müzik ödülünün sahibi olup bir ilke imza atarken, ikinci stüdyo albümü 21 ile tüm dünya müzik listelerinin en üst sıralarına yerleşen Adele seneyi en iyi albüm ve en iyi şarkı (Rolling in the Deep) dahil olmak üzere 6 ayrı kategoride Grammy ödüllerine aday gösterilerek kapattı. Bunun yanı sıra, İngiliz popüler müziğinin en ilgi çekici isimlerinden biri olarak gösterebileceğimiz Kate Bush iki albüm birden yayınlayarak bütün bir yıl müzik basınının ilgi odağı oldu.

Bütün bunlar olurken Atlantik’in öbür tarafında 20. yüzyılın gördüğü en büyük şarkı yazarlarından biri olan ve Joni Mitchell’den Kate Bush’a, Rickie Lee Jones’tan Suzanne Vega’ya, Tori Amos’tan Fiona Apple’a, Regina Spektor’a kadar ardından gelen tüm kadın şarkı yazarlarını derinden etkileyen Laura Nyro (1947-1997) üçüncü defa Rock and Roll Hall of Fame’e aday gösterildi. Peki Laura Nyro kimdir?

Öncelikle belirtmek gerekir ki Laura Nyro popüler müziği tamamen erkek dilinin hakim olduğu bir alandan kadın dilinin ve bedeninin de hizmetine sunulmuş bir alana dönüştüren ilk isimdir. Nyro’nun ilk albümü More Than A New Discovery 1967 yılında Verve Folkways etiketiyle yayınlandı. Albümü Dusty Springfield’in Dusty in Memphis ve Aretha Franklin’in I Never Loved A Man The Way I Love You gibi aynı dönemde yayınlanan diğer büyük kadın şarkıcıların işlerinden ayıran en önemli özellik tüm şarkıların altında söz yazarı ve besteci olarak bir kadının imzası olmasıydı. Nyro albümde piyanoyu kendi çalmak, aranjmanları istediği şekilde yönlendirmek ve prodüksyonda da söz sahibi olmak için fazlasıyla uğraşmış ancak albümün prodüktörü ve aranjörü tarafından kadın müzisyenlerin bu tip işlerin altından kalkamayacağı iddiasıyla geri çevrilmişti. Aranjör Herb Bernstein’a göre büyük bir deha olan Nyro’nun dizginlenmesi ve şarkı yazmak söz konusu olduğunda piyasanın kurallarını öğrenmesi gerekiyordu. More Than A New Discovery’de yer alan And When I Die, Wedding Bell Blues ve Stoney End gibi şarkıların Blood, Sweat & Tears, The 5th Dimension ve Barbara Streisand gibi diğer grup ve şarkıcılar tarafından yapılmış cover versiyonlarının olağanüstü liste başarısı Nyro’nun dönemin en önemli şarkı yazarlarından biri haline gelmesini sağladı.

Nyro More Than A New Discovery’nin yayınlanmasının ardından 1967 yılında yeni menajeri David Geffen’in aracılığıyla Columbia’yla hayatının sonuna kadar devam edecek bir anlaşmaya imzaya attı. Bu yeni anlaşma Nyro’ya gerek şarkı yazarı gerekse yorumcu olarak uzun süredir hayalini kurduğu özgürlüğü sağladı. Her şeyden önce Nyro bu noktadan sonra piyano ya da klavyeleri kendi çalmadığı tek bir albüm dahi yayınlamadı. More Than A New Discovery’nin ardından yayınlanan ilk üç albüm, birçoklarına göre Nyro’nun ilk prodüktör ve aranjörüne duyduğu öfkenin de etkisiyle, “Laura Nyro’nun kendi çaldığı piyanosu eşliğinde” alt başlığıyla yayınlandı. Bunun da ötesinde Nyro 1968 tarihli Eli And The Thirteenth Confession albümünden itibaren daha önce eşine benzerine rastlanmamış bir düzeyde tüm yapıtının kontrolünü eline aldı. Sadece şarkılarını yazıp piyanoyu kendi çalmakla kalmıyor aynı zamanda prodüktör koltuğunda oturuyor, düzenlemeleri kendi yapıyor, albümde yer alan tüm vokal düzenlemelerini kendi yazıyor ve kaydediyor, şarkıların ne şekilde ve birbiriyle nasıl bir ilişki içinde sıralanacağına kendi karar veriyordu.

Nyro’nun mükemmeliyetçiliği dolayısıyla kayıt aşaması dönemin diğer albümlerinden farklı olarak neredeyse bir yıl süren Eli And The Thirteenth Confession 1968 yılında yayınlandı. Tamamı bir kadının genç kızlıktan yetişkinliğe geçişi üzerine kurulmuş olan albüm müzikal olarak poptan caza, souldan gospela, klasik batı müziğinden rocka, Tin Pan Alley’e kadar birçok farklı müzik stilinden aldığı elementlerle o güne kadar yayınlanmış hiçbir albüme benzemiyordu. Sözleri aşk, uyuşturucu kullanımı, lezbiyenizm, tanrı ve şeytan temaları etrafında dönen Eli And The Thirteenth Confession’ı müzikal olarak benzersiz kılan Nyro’nun bundan sonra hayatı boyunca yayınlayacağı her şarkısında gözlemleyeceğimiz ani tempo değişimleri ve tamamen kendi yarattığı daha önce duyulmamış, şarkılarının armonik yapısını benzersiz kılan akorlardı.

Birçok müzik eleştirmenine göre popüler müziğin sınırlarını fazlasıyla zorlayan yeni fikirlerle dolu olan Eli And The Thirteenth Confession Nyro’nun orijinallikte ne kadar ileri gidebileceğinin en iyi örneğiydi. Ancak yazılarını henüz albümün yayınlandığı günlerde yazanlar elbette Nyro’nun bundan sonra yayınlayacağı albümlerle çıtayı daha da yükselteceğinin ve popüler müzik tarihinde tamamen kendine ait, başka herhangi bir müzisyenin yaklaşamayacağı bir yer edineceğinin farkında değillerdi.

Nyro Eli And The Thirteenth Confession’ın ardından 1969 yılında bugün gerek popüler müzik üzerine çalışan akademisyenler gerekse müzik eleştirmenleri tarafından başyapıtı olarak değerlendirilen New York Tendaberry’i yayınladı. Ağırlıklı olarak kendi çaldığı piyanosu eşliğinde kaydedilmiş şarkılardan oluşan albümün tamamı New York etrafında dönüyordu. New York Tendaberry’i oluşturan şarkıların çoğu albümün adında yer alan “tendaberry” gibi Nyro’nun kendi yarattığı kelimeler ve tanımlanması hemen hemen imkansız akor yapılarıyla doluydu. Şarkıcının daha sonra Rickie Lee Jones, Kate Bush ve Tori Amos gibi isimleri derinden etkileyecek olan vokal tekniği de diğer meslektaşlarınınkinden fazlasıyla farklıydı. Nyro 1970 yılında Christmas And The Beads Of Sweat’ı yayınlandı. Bu albüm önceki iki albüme kıyasla yer yer bildik popüler müzik formlarına yaklaşsa da Nyro Christmas And The Beads Of Sweat’te de ağırlıklı olarak kendi bildiği yolda ilerlemeye devam ediyordu.

Nyro 1971 yılında LaBelle’le beraber kaydettiği ve tamamı cover şarkılardan oluşan ‘Gonna Take A Miracle’ın ardından müzik piyasasına ait ticari bir mal haline gelmeyi reddettiğini belirterek müziği bıraktığını açıkladı. Bu tarihten itibaren New York’tan ayrılıp küçük bir kasabaya yerleşen Nyro 1997 yılındaki beklenmedik ölümüne kadar uzun aralıklarla evinde kurduğu stüdyoda kaydettiği 4 albüm daha yayınladı. Neredeyse tamamı annelik, feminizm ve hayvan hakları gibi temalar üzerine kurulmuş bu albümler Nyro’nun basından ısrarlı bir şekilde kaçması, önüne sunulan tüm projeleri geri çevirmesi, neredeyse hiç konser ve röportaj vermemesi ve klip yayınlamaması gibi sebeplerle ancak belirli bir dinleyici kitlesine ulaştı.

Nyro 1997 yılında 1970lerin sonundan itibaren hayatının tamamını beraber geçirdiği hayat arkadaşı ressam Maria Desidero ve beraber yetiştirdikleri oğluyla beraber yaşadığı evinde yumurtalık kanseri dolayısıyla hayata gözlerini kapadığında ardında neredeyse tamamlanmış iki albüm, sayısız konser projesi ve 20. yüzyılın belki de en çarpıcı müzikal hazinelerinden birini bıraktı.

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.