Header Ads

Dersim Meselesi İkinci Defa Hallolunmuştur!


- GÖKSEL ARSLAN -
“Yeni Türkiye'nin inşası, bu mağduriyetleri giderme, devlet -toplum ilişkilerini yeniden yapılandırma ile mümkün olacaktır. Bunun en önemli dinamiklerinden biri, tarihle yüzleşmedir ve Dersim üzerinden Türkiye bu yola girmiştir.”(1)

İktidarın yarı resmi yayın organı sayılabilecek bir gazetede yazılan bu satırlar sanıyorum son haftalardaki Dersim meselesi üzerinden yapılan tartışmaların iktidar cephesinden nasıl araçsallaştırıldığını açık etti. Yazarın “Dersim üzerinden” vurgusu, meselenin bir araç olarak kullanıldığını gösteren yanlış anlaşılmaya meydan vermeyecek kadar klasik bir dil.

Başından itibaren spotları sahnedeki adama çeviren araçsallaştırma oyununun kurgucuları bekledikleri sonucu almak için çok beklemedi. 3.12.2011 tarihli Radikal gazetesine göre ”Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın özür dilemesini Tuncelililerin yüzde 71’i, Türkiye genelinin ise yüzde 52’si ‘doğru’ buldu.”

Veriler iktidar açısından olumlu gibi gözükmekte fakat anladığımız kadarıyla RTE, aslen, devlet aygıtlarının stratejik hedefini hayata geçirmeye çalışmakta. Türkiye devrimci hareketine göndermeler yapma, gözünü kırpmadan ölüme giden devrimcilerin mektuplarını okuma, 12 Eylül ün hesabını sorma retoriği, hep bu minvalde yapılan kurgulardı. Kuşkusuz “Dersim Özrü” kurgusu da benzer hamlelerden biri.

Devlet aygıtlarının stratejik olarak gördüğü ve artık “Türkiye nin girdiği yolda” kaçınılmaz olan mesele şu: Sosyalist ve devrimcilerle ve onların etki alanı da dahil olmak üzere kimi kesimlerle “tarihsel uzlaşmaya” varmak. Uzlaşmayı destek veya ittifak tan farklı bir mecra olduğunu bilerek özellikle kullanıyorum. Dersim bilindiği gibi genel seçim sonuçları sabit kalmak şartıyla anılan kesimlerin düşünülenden daha fazla etkilediği coğrafyalardan.

Bilindiği gibi uzlaşmanın esasını, Gramsci’nin çözümlemelerine bakarsak “kamuoyu” oluşturur. Stratejik hedefler doğrultusunda yeniden yapılanmanın meşrulaştırılabilmesi için gerekli olan “uzlaşma”, çeşitli kanallardan topluma enjekte edilir ve “kamuoyu” oluşturulur.

Sistemin stratejik olarak yeniden yapılanmasının devlet aygıtları hasar görmeden yapılabilmesinin bir şartı da yine stratejik coğrafyalardaki “kamuoyu” desteğidir. Kamuoyu oluşturma sürecinde devlet aygıtları esas noktalarda taviz vermeyen fikirleri 'aşırı uçlar' olarak mahkum eder. 'Uçlar' kötülükle, fanatizmle eş tutulurken, “uzlaşma” en “akil yaklaşım” olarak alkışlanır.

Stratejik coğrafyalarla “uzlaşma” yeniden yapılanmanın getirdiği “düzensizliği” sonlandırmaya ve “istikrarı” geri getirmeye yarar. Sistemin en zayıf halkalarını tahkim eder. Geçmişin karanlık operasyonları araçsallaştırılır, adeta bir “hokus pokus” la değişim yanılsaması yaratılır.

Asıl önemlisi, “uzlaşma” bir de şunu sağlar. Sisteme itiraz eden kesimleri, bir yandan dünyayı değiştirme gücüne sahipmiş gibi görünen, öte yandan da hiçbir şeyi değiştirmeye gücü olmayan bir tür “devrimci muhalefet” sahibi yapar.  Bu şartlar altında “özür” e dayalı “uzlaşma”, geçmişin karanlık operasyonlarının hesabını sorma mücadelesinin radikalleşme imkanını önlemede en iyi yol olarak görülür.  İşte bu yüzden, toplumda “uzlaşma” temelli bu tür bir “politik” içerik, gerçek bir değişim den çok neoliberal güvenlik devletinin stratejik hedeflerinin başarısıyla sonuçlanır.

Dolayısıyla klasik 1923 Cumhuriyetinin devamı olan neoliberal güvenlik devleti ile “özür”e dayalı “uzlaşma” verili sistemde gerçek bir değişim yaratmada başarısız olmaya mahkumdur.

İktidarsız bir meclis, sadece AB kurumlarına , NATO ya ve Dünya Ticaret Örgütüne karşı sorumlu iktidar şartları, kimi “sosyalist” politik temsilcilerin güzel günler görme heveskarlığı ve çeşitli beklentilerini boşa çıkaracaktır.

Peki, “özüre” dayalı uzlaşmadan mutlak anlamda vazgeçmemiz mi gerekir? Hayır. Ancak “uzlaşmada” muhafazakar neoliberal devlet aygıtlarının öngördüğü dışında yeni ve zengin bir içerik nasıl oluşturabiliriz , bu içerik hangi yollarla oluşturulabilir buna bakmalı.

Gerçek “özüre” dayalı uzlaşma, bir güç ikiliği yaratacak şartlar oluştuğunda söz konusu olur. Oysa bugün “uzlaşma”, iktidar güçlerinin dayattığı formüllere, ritüellere indirgendiğinde hal ve gidişat değişim yanılsamasının ötesine geçmez.  Şimdi , oldukça dramatik bir kurguyla ve sahne gösterisiyle Dersim meselesinden dolayı “özür dileyen”, devlet aygıtlarının adeta cisimleşmiş hali RTE ve BDP'nin Dersim ile ilgili verdiği araştırma önergesinin TBMM de AKP, CHP ve MHP'nin oylarıyla red edildiği tabloyu gözönüne getirelim. Yapılanı hiç çekinmeden suratlarına haykıralım.

Dersim meselesi ikinci defa halolunmuştur.

Ve RTE nin “Dersim Özrü” yle uzlaşmayı bir kez daha düşünelim.

  (1) Sabah Gazetesi, 3.12.2011

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.