Header Ads

Avrupa Basınında Bugün (20 Mart 2013)



İngiltere Basını
Financial Times yazarı Dan Dombey, Kürt sorununun çözümüne yönelik müzakere sürecini değerlendirdiği makalesinde olası bir uzlaşmanın Türkiye'yi petrol zengini Kuzey Irak'ta nüfuzunu artırma hedefine yaklaştırabileceğini yazıyor, "Diyarbakır iç ve dış siyaseti tersine çevirebilir" diyor.

Yazıda özetle şöyle deniyor:

"Başkan Lyndon Johnson, gücü nerede arayacağını ve nerede bulacağını bilme yeteneği olduğunu söylerdi. Bu hafta muhtemelen gelişmelerin de göstereceği gibi Erdoğan da aynı yeteneğe sahip olduğuna inanıyor. Erdoğan bu hafta Kuzey Avrupa'da ama Türkiye'nin güneyinde tarih harekete geçti. Perşembe günü Leyla Zana binlerce kişinin önünde ateşkes ilanını ve önümüzdeki aylar için bir yol haritasını içeren mesajı okuyacak. Yol haritasını Öcalan hazırladı."

"Erdoğan Johnson gibi gücü bulup kullanma fırsatını burada görüyor. Her şey planlandığı gibi giderse, Diyarbakır iç ve dış siyaseti tamamen tersine çevirecek. Arap devrimleri bölgeyi sarsarken Türkiye'nin jeopolitik konumu değişti. Bir zamanlar komşularıyla sıfır sorunu hedefleyen Sünnilerin çoğunluğundaki ülke, Şiilerin ve Alevilerin ağırlığındaki İran, Irak ve Suriye'yle çekişme halinde."

"Bu bağlamda, içeride barışı sağlayıp stratejik bir zafiyetten kurtulmak daha da zorunlu hale geliyor ve eski bir hayal yeniden canlanıyor; Türklerin zengin gaz yataklarının bulunduğu Kuzey Irak topraklarında nüfuzunu artırması. Bu, enerji ihtiyacı sürekli artan Türkiye'nin Rusya'ya yakıt için ayda 2 milyar dolar ödediği bir dönemde Türklerin iştahını kabartan bir hedef. Kürt azınlıkla anlaşmaya varılması bu süreci hızlandırabilir, Kuzey Irak'taki geniş özerkliğin Türkiye'de ayrılıkçı talepleri güçlendirme riskini azaltabilir. Kuzey Irak'taki her iki yabancı işletmeden biri Türklere ait. Fakat ekonomideki karşılıklı bağımlılık daha da ileri gidebilir."

Bağdat'ın itirazlarına ve ABD'nin uyarılarına rağmen Türkiye'nin bölgedeki gaz ve petrol sahalarında daha aktif olmaya çalıştığını kaydeden yazar, şöyle devam ediyor:

"PKK'yla barış bir başka zayıf noktayı daha ortadan kaldırabilir. Ankara, PKK'yla bağlantılı bir grubun Suriye'nin kuzeyinde güçlü bir varlığı olduğunun farkında. Bu durum Türkiye'yi ana örgütle anlaşmaya daha da iten nedenlerden biri olabilir. İçeriye gelince. Erdoğan Abdullah Öcalan'ın Kürtlerin ana dillerini kullanabilmeleri ve siyasi hakları karşılığında güçlü bir başkanlık sistemi içerecek yeni bir anayasayı kabul ettiğini ima ediyor. Ki bu başkanlık makamına Erdoğan'ın geleceği neredeyse kesin."

"Eski ittifaklar çözülüyor. Erdoğan Gülen hareketiyle ters düşmüş durumda. Kürtlerle görüşmeler gerginliği daha da artırıyor. Yazar Kadri Gürsel'e göre Türk siyasetinde üç ana aktör var: Başbakan, mahkum ve vaiz. Önünde bir birçok engel olmasına rağmen Kürt barış süreci Johnson'u bile hayran bırakacak çok büyük bir hedefin parçası."

‘Euro bölgesi yeniden krize sürüklenebilir’
Guardian gazetesi Kıbrıs'ta Meclis'in Avrupa Birliği'yle üzerinde uzlaşılan kurtarma paketini reddetmesinin Euro bölgesini yeniden krize sürükleyebileceğini belirtiyor.

Haberde şöyle deniyor:

"Kıbrıs'ta bankalar yarın açılacak ve Kıbrıs'ın bir çözüm bulmak için önünde 24 saati var. Hükümetin Rusya'dan yardım isteyeceği beklentisi hakim. Oylamadan önce Maliye Bakanı Mihailis Sarris'in istifa ettiği yolundaki spekülasyon Euro'nun değerini son dört ayın en düşük düzeyine çekti."

Financial Times da Kıbrıs Rum yetkililerin Euro bölgesini tatmin edecek bir çözüm bulamaması halinde adadaki bankacılık sisteminin çökebileceğini Kıbrıs'ın Euro bölgesinden çıkmak zorunda kalabileceğini yazıyor.

Avrupa Birliği'nin Kıbrıs bankalarının kurtarılması için vereceği 10 milyar Euro'luk kredi karşılığında mevduatlardan vergi alınması önerisi Ada'da öfke yaratmış, uygulamanın kurtarma paketi alan zor durumdaki diğer Euro ülkelerine emsal oluşturabileceği endişesi dile getirilmişti.

‘Orta Doğu’da barış için zaman azalıyor’
Guardian gazetesi bugün başlayacak İsrail ziyareti öncesinde ABD Başkanı Barack Obama'ya Orta Doğu barış sürecinde yeni bir girişim başlatması çağrılarının yoğunlaştığını belirtiyor.

Habere göre, Beyaz Saray'dan Obama'nın iki devletli çözüm için İsrail'e baskı yapacağı yolunda bir işaret gelmemesine rağmen, İsrail'in ABD'deki bazı destekçilerinin Washington'ın müdahalesi olmadan iki devleti çözümün başarısızlığa mahkum olacağı ve Yahudi devletini tehlikeye atacağı kaygısını taşıyor.

Daily Telegraph da başyazısında Obama'nın İsrail gezisini gecikmiş bir ziyaret olarak tanımlıyor ve Orta Doğu barışı için şansın azaltmakta olduğuna dikkat çekiyor:

"Obama, İsrail'i barış çabalarına destek vermeye ikna edebileceğini düşünüyorsa yeniden düşünmeli. Netanyahu seçimlerde zayıflamasına rağmen savunma ve konut bakanlıklarına iki şahini atamayı başardı. Bu bakanların İsrail'in tartışmalı Yahudi yerleşimi politikasını sürdürmesi bekleniyor. Filistinliler de Yahudi yerleşimi inşaatları devam ettikçe müzakere masasına dönmeyeceğini söylüyor. 2020'ye kadar ABD'nin petrolde kendi kendine yeteceği tahmin ediliyor. Bu durumda ABD bölgeden petrol ve gaz sevkiyatına bağımlı olmayacak. Bu yüzden Washington, haklı olarak çözümü zor meselelere dahil olmamayı seçebilir."

Times gazetesi ise Suriye'de kimyasal silah kullanıldığı iddialarının Şam'ı Obama'nın İsrail temaslarında ana gündem maddesi haline getirdiğini belirtiyor. Gazete, Esad'ın kimyasal silah stokuyla ilgili kaygıların arttığını, İsrail ve Amerika'nın kırmızı çizgilerinin aşılmış olabileceğini düşündüklerini kaydediyor. Amerikan Başkanı Barack Obama, Esad'ın halkına karşı kimyasal silah kullanması halinde bu ülkeye müdahale edebilecekleri mesajını vermişti

Almanya Basını

ABD Başkanı Barack Obama'nın ilk resmî İsrail gezisi, Kıbrıs'taki kriz, yeni Papa'nın ilk mesajı ve Irak Savaşı'nın 10'uncu yılı, bugünkü Alman gazetelerinden aktaracağımız yorumların konuları.

Süddeutsche Zeitung, ABD Başkanı Barack Obama’nın İsrail, Batı Şeria ve Ürdün'ü kapsayan dört günlük Ortadoğu gezisini şöyle değerlendiriyor:

"Obama’nın Ortadoğu barış sürecindeki ilk girişimi, tüm iyi niyetine rağmen başarısızlıkla sonuçlanmıştı... İkinci başkanlık döneminin başlangıcında Obama, ikinci bir şans daha elde etti. Gerçi Ortadoğu’ya çantasında yeni bir barış planı ile gelmeyeceğini, Kudüs ve Ramallah’ta sadece insanları dinleyeceğini duyurdu. Ancak kapalı kapılar ardında, beklenti yaratmamaya yönelik bu taktik bir son bulmalı.  Zira ABD Başkanı’nın sadece gücü değil, aynı zamanda birbiri ile çatışma halindeki iki küçük halkı uzlaşmaya zorlama yükümlülüğü de bulunuyor."

Geçiyoruz Güney Kıbrıs’taki krize. İflasın eşiğindeki Kıbrıs’ta yönetim, AB’nin talepleri ile halkın büyük tepkisi arasında sıkıştı kaldı. AB'nin malî yardım için şart koştuğu mevduatlara vergi tasarısı Meclis'e takıldı. Die Welt gazetesinde krize dair şu satırları okuyoruz:

"AB Parlamentosu Başkanı Martin Schulz’dan yatırım bankacılarına kadar herkes birbirine suçu atıyor... Euro Bölgesi'ndeki normal vergi mükellefinin niye yıllardır krizle mücadelenin faturasını ödemek ya da borçlara kefil olmak zorunda bırakıldığını açıklayabilmek zor. Ama bankaları iflas ettiğinde zaten daha büyük bir kayba uğrayacak olan Kıbrıslı mevduat sahiplerinin bu sorumluluğu alması gerektiğini açıklamak güç değil. Artık sorumluluk, risk ve kefalet arasındaki bağlantının doğru bir şekilde kurulmasının zamanı gelmiştir… Bu karışıklığın sorumlusu kimse veya yardım paketinden kim fayda sağlıyorsa kurtarma çabalarına da ortak olması gerekir. Zira bu prensip, son yıllarda gereğinden fazla ihlâl edildi."

Kıbrıs'tan Roma'ya geçiyoruz. Katolik dünyasının yeni ruhanî lideri Papa Francisco, dün Vatikan'da yapılan resmi papalık ayiniyle göreve başladı. Frankfurter Allgemeine Zeitung Papa'nın verdiği ilk mesajı şöyle yorumluyor:

"Papa Francisco’nun görüşlerinin ana çerçevesi, ilk resmî ayinindeki sözlerinde açıkça çizilmiş oldu. Papa 2'nci Jean Paul’de "Ölüm kültürüne" karşı mücadele, Papa 16'ncı Benedikt’te "Yaşamın ekolojisi"ne adım atmak olan olgu, Papa Francisco’nun zarif sözlerinde de aynı güçle öne çıkıyor: İnsanın yaratılanların hamisi olarak rolü, insanlar arasında saygı ve dostluk, her insana umut ufkunu açabilmek için şefkat ve cömertlikten asla korkmamak. Bu mesaj, sadece Hrıstiyanlara ait bir etik değil aksine tüm dünyada geçerli bir ahlak anlayışı. Ancak kulağa hoş gelen tükenmeye yüz tutmuş bir söz.  Bu adamın yakında birçok bölgede, özellikle de Batı’daki aydınlanmış görünen liberal toplumlarda hoşnutsuzluğa yol açağını önceden görmek için peygamber olmaya gerek yok."

Landeszeitung Lüneburg ise Irak Savaşı’nın başlangıcının 10’uncu yıldönümü vesilesiyle ülkede savaştan geriye kalan tabloyu şöyle değerlendiriyor:

“Saddam Hüseyin’e karşı açılan savaş, her ne kadar başarısızlıkla sonuçlansa da jeopolitik bir dönüm noktası da oldu. Öncelikle bir yalana dayandırılarak başlatılan savaş, ABD’nin inanılırlığını sarstı. Washington yönetimi, Tahran’ın rakibi Saddam’ı ve Afganistan’daki Talibanı devre dışı bırakarak, istemeden İran’ın gücünü de artırmış oldu. Savaşın on yıl önce Yakın ve Ortadoğu’da yol açtığı sismik patlama, Arap Baharı’nın da yolunu açmıştır. Dikta ile yönetilen tüm Araplar, aslında kendi diktatörlerinin de güçsüz ve ölümlü olduğunu  gördü. Belki de korkunç Irak savaşı, en azından bazı despotların egemenliklerine zemin hazırlayan korkuyu ortadan kaldırdı.”

(bbc türkçe-dw türkçe)


Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.