Header Ads

"Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu İle Dağlarımız, Ormanlarımız Rahatlıkla Talan Edilebilecek"



Gündemdeki Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu’nun geri çekilerek tekrar hazırlanmasını isteyen Doğa Derneği Genel Müdürü Engin Yılmaz: “Bu kanunun tek amacı koruma alanlarında şirketlerin önünü açmak. Tüm canlı türlerinin kaderini temelden etkileyecek bir kanun taslağı, sadece rant politikalarına göre şekillendi” diyor

 Çevreciler, ‘Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu Tasarısı’na neden karşı? 
Adında ‘korumak’ ibaresi olsa da maalesef içeriği tabiatı katletmek olan bir kanun taslağı geldi önümüze. Taslak hazırlanışı, esası ve biçimiyle doğa üzerinde geri dönülemez tahribatlara neden olacak. Doğa koruma alanında bir çerçeve yasaya duyulan ihtiyaç nedeniyle ilk taslağın kaleme alınmaya başlandığı 2003’den 2013’e kadar, bu taslak beş kez değişti. Bu süreçte amacından saparak tanınmayacak hale geldi. Halkın, sivil toplum örgütlerinin ve bilim insanlarının görüşleri dikkate alınmadı. Sonuçta Türkiye sathında doğanın, tüm canlı türlerinin kaderini temelden etkileyecek bir kanun taslağı, sadece rant politikalarına  göre şekillendi.

 Türkiye’de koruma altındaki alanların son durumu nedir? 
Türkiye’de ilk milli park 1958’de kuruldu. Bugün, milli parklar, doğal sit alanları, özel çevre koruma bölgeleri, tabiat koruma alanları, yaban hayatı koruma ve geliştirme sahaları adı altında farklı statü ve büyüklükte 1624 korunan alan var. Bu alanların toplam büyüklüğü Türkiye’nin büyüklüğünün sadece yüzde 4’üne denk geliyor. Bu oran dünya ortalamasının çok altında. Bu kanunla onu da kaybetmiş olacağız. Oysa 2010’daki Dünya Biyoçeşitlilik Konferansı’nda 2020’ye kadar ortalamayı yüzde 17’ye çıkarma kararı alındı. Tabiatı koruma adı altında ‘üstün kamu yararı’ kılıfıyla yutturulmak istenen bu kanun, şu anda bu korunan alanların koruma statülerini iyileştirmek şöyle dursun kaldırıyor. Bütün bu alanları üstün kamu yararı kılıfıyla yatırıma ve işletmeye açıyor.

 Bu tasarının yürürlüğe girmesi neden tarihi bir an olarak ifade  edilebilir? 
Anadolu’daki canlıların ve kırsal yaşamın son sığınaklarının, koruma kalkanlarını kaldırıyor. Neredeyse tüm sularımız HES ve baraj projeleriyle enerji şirketlerinin eline geçti. Dağlarımız maden şirketleri tarafından parsellendi. Nükleer ve termik santrallerle yaşamlarımız tehlike altına sokuluyor. Bu kanunun tek amacı: bu alanlarda şirketlerin önünü açmak. HES, maden, baraj ve nükleer enerji gibi yatırımların herhangi bir hukuki sıkıntı duyulmadan hayata geçirilmesini sağlamak. Bu kanun meclisten geçerse meclisimiz doğanın ve dolayısıyla insanlığın temel haklarına karşı savaş ilan etmiş olacak. Her savaş ilanı gibi bu da tarihi bir andır ve tarihe kara bir leke olarak geçecektir.

Kanun geçerse tabiatın başına neler gelebilir? 
Eğer bu kanun geçerse zengin biyolojik çeşitliliğiyle dünyanın en özel alanlarından biri olan Anadolu’da birçok canlı ve ekosistem yok olacak. Bu kanunun geçmesi yüzlerce canlı türü için kıyamet anlamına gelecek ve bir daha dönmemek üzere yok olacaklar. Derelerimize sularımıza şirketler rahatça el koyacak. Maden şirketleri dağlarımızı, ormanlarımızı rahatlıkla talan edebilecek. Binlerce yıllık kültürüyle bu topraklardaki insanlar zorla yerlerinden edilecek.

" Ortaya çıkacak bu doğa katliamını yetkililer neden görmüyor? "
Elbette ki görüyorlar. Yüzlerce sivil toplum örgütü bir araya geldi, halk sesini duyurdu, keza uluslararası örgütler ve Avrupa Birliği, bu kanunun çok kaygı verici olduğunun altını raporlarıyla çizdi. Bu kanunu hazırlayanlar ne yazık ki doğanın haklarının yanında değil, şirketlerin ve paranın haklarının yanında saf tutmayı seçiyor. Çünkü gündemdeki kanun doğanın ve tüm canlıların haklarını değil, şirketlerin çıkarlarını öngörerek hazırlanmış.

 Kanun tasarısındaki muğlak ifadeleri neden korkutucu buluyorsunuz? 
Bu tasarı, korunması gerektiği kararı verilse bile her alanın ‘üstün kamu yararı’ nedeniyle talana açılabileceğini söyleyecek denli ileri gidiyor. Bunun anlamı doğanın yok oluşu, bu kanunu hazırlayanların iki dudağı arasından çıkacak karara bağlı olduğudur. Bir dereye HES’ mi yapacaklar: “Üstün kamu yararı bunu gerektiriyor” diyecekler, bitecek. Bir vadide yaşayan halkı zorla göç mü ettirecekler: “Üstün kamu yararı bunu gerektiriyor” diyecekler.

Bu süreçte STK’ların dayanışma içinde olduğunu görüyoruz. 
Tabiat Kanunuyla ilgili süreci takip etmek üzere 2010’da birkaç sivil toplum örgütünün bir araya gelmesiyle başlayan birliktelik, ‘Tabiat Kanunu İzleme Girişimi’ adı altında sayıları her geçen gün artmaya devam eden 100’ün üzerinde sivil toplum örgütünü bir araya getirdi. Buna  karşı başlatılan imza kampanyasındaki imza sayısı da çok kısa bir  sürede 40 bini geçti.

“Bu kanuna karşı ‘Tabiat Kanunu İzleme Girişimi’ adı altında bir araya gelen 100’ün üzerinde sivil toplum örgütünün talebi: Türkiye doğası ve insanları için gerçek bir kıyım anlamına gelen bu kanunun meclis gündemine sokulmadan geri çekilerek tüm tarafların katılımıyla tekrar hazırlanmasıdır.”

 İdeal bir tabiatı koruma kanunu nasıl olmalı? 
Bir kere her şeyden önce şirketlerin çıkarları için değil doğanın hakları için hazırlanan bir kanundan söz etmemiz gerekir. Halkın ve konunun uzmanı sivil toplum örgütlerinin ve bilim insanlarının katılımıyla hazırlanması zaruridir. Bu kanun taslağı, Türkiye doğası ve insanları için gerçek bir kıyımdır. Bunu farkına varılıp; meclis gündemine sokulmadan geri çekilerek tüm taraflarla tekrar hazırlanmalıdır

Change.org sitesinde Nasuh Mahruki’nin imzasıyla başlayan kampanya, 40 binin üzerinde destek gördü ve bu destek büyüyor. Bu imza kampanyalarının etkisi nedir? 
Yetkililerin yaptıklarını halkın onaylamadığının önemli bir göstergesi olarak kabul edilebilir imza kampanyaları. Bu kanunun mecliste onaylanmaması için imza veren insanların sayısının hızla artması demokrasi gereği politikacıların ciddiye alması gereken bir eylemdir.

(Neşe Mesutoğlu/Milliyet)

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.