Header Ads

Avrupa Basınında Bugün (8 Nisan 2013)


Fransa Basını
Liberation: Cahuzac davası, kabus devam ediyor
Görünüşe bakılırsa sakin bir haftasonu geçti. Tabii İsviçreli bir televizyon kanalının 2009 yılında Jérôme Cahuzac’ın 15 milyon euroyu saklamaya çalıştığı yönündeki haberlerini saymazsak.
Bunun dışında hiçbir şey olmadı. Ancak son üç gündür hükümeti büyük bir gizlilik içinde paniğe sevk eden şey Cahuzac davasından ziyade olası bir Fabius davası.
Geçtiğimiz perşembe gününden bu yana tüm bakanlar aynı şeyi konuşuyor; bu da Mediapart haber sitesinin elinde, Dışişleri Bakanı Laurent Fabius’un İsviçre’de banka hesabı olduğuna dair kanıtların olduğu. Sitenin sahibi gazeteci Edwy Plenel’in “cumhuriyeti sarsacak güçte bir skandalı ortaya çıkarmaya hazırlandıkları” yönündeki dedikodular ortalıkta dolaşıyor.
Bu sadece bir dedikodu mu yoksa ortada gerçek bir bilgi var mı, henüz hiç kimse bilmiyor. Ancak bu söylentiler gerçekse, en çok merak edilenlerden biri Hollande’ın bu sefer hızlıca harekete geçip geçmeyeceği.
Le Figaro: Kuzey Kore: Kim Jong-un’dan korkmak gerekir mi?

Pyongyang yönetimi, Kore Yarımadası’nın “savaşın eşiğinde” olduğunu söylüyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin yeni yaptırım paketinden sonra Kuzey Kore Güney’i “ateş denizine” çevirmekle tehdit eden ikinci bir Kore savaşını akıllara getiriyor.
Ancak dünyanın dördüncü büyük ordusu konumundaki Kore Halk Ordusu’nun gücü, Amerikan ve Güney Kore’nin yüksek teknolojisine karşı koyacak güçte değil. Bu iki güç, birkaç saat içinde gökyüzünün hakimiyetini sağlayabilir. Ancak bunun yaratacağı kayıplar da bir o kadar ağır olur.
James Hardy isimli bir uzman, “Tehditkar konuşmalarına rağmen Kuzey Kore’nin bir savaşa girecek imkanları yok. Ancak provokatif söylemlerine devam edecektir” diyor.
Seul ve Washington’daki uzmanların daha çok ilgilendiği konu da bu provokatif söylemler. Obama şimdilik bu şantajlara kulak asmama yöntemini uyguluyor.
Danas: Sırbistan hükümeti kararını bugün veriyor
Sırbistan hükümeti, devletin zirvesi ve mecliste yer alan partilerin temsilcileriyle gerçekleştirdiği görüşmelerin ardından, Brüksel’in Kosova ve Metohiya önerisini kabul edip etmeyeceğine bugün karar verecek.
Başbakan İvisa Daçiç’in Sırbistan için bir “kapütilasyon” olarak nitelendirdiği önerinin neler içerdiği hala kamuoyuyla paylaşılmış değil! Devlet zirvesinin üzerinde tartıştığı teklif, “ya Kosova ya AB” şeklinde addediliyor.
Sırbistan’ın teklife ilişkin cevabı beklenirken, dün akşam Brüksel’den yapılan açıklamada, Kosova’nın kuzeyi ile ilgili bir anlaşmaya varılmasa da Belgrad ile Priştine arasında müzakerelerin devam edeceği vurgulandı.
AB, şu aşamada telekomünikasyon ve enerji alanında bir anlaşmaya varılması ve şimdiye kadar sonuca bağlanan konuların bir an önce hayata geçirilmesinde ısrarcı!
Başbakan Daçiç, Kosova sorununun çözümüne yönelik diplomatik çalışmaların devam edeceğini vurgularken, elde edilen kazanımların kaybedilmesine de izin verilmeyeceğini belirtti.

İngiltere Basını
Amerikan Dışişleri Bakanı John Kerry'nin Türkiye ziyareti Times gazetesinin dünya haberleri sayfalarında yer buluyor.
Haberde, Kerry'nin Türkiye temaslarında Ankara'ya İsrail'le ilişkilerin tam anlamıyla normalleştirilmesi çağrısında bulunduğu aktarılıyor.
Kerry'nin 10 günlük Orta Doğu ziyaretinde, İsrail'e geçmeden önce Türkiye'ye uğradığını belirten gazete, Kerry'nin son iki hafta içindeki üçüncü İsrail ziyaretinin, ABD'nin Filistin-İsrail barış sürecini canlandırmak için harcadığı yoğun çabanın bir parçası olduğunu vurguluyor.
Times, Kerry'nin Filistin devleti kurulması karşılığında İsrail'in Arap dünyasının çoğu tarafından tanınmasını öngören bir plan açıklamasının beklendiğini belirtiliyor. Kerry'nin, "Türkiye, pek çok yönden barış sürecine önemli katkıda bulunabilir" yönündeki sözlerini aktaran gazete şöyle devam ediyor;
Ankara'nın Gazze Şeridi'ni kontrolü altında tutan Hamas'la yakın bağları, rakip El Fetih hareketiyle uzlaşılmasında önemli bir rol oynayabilir. Ancak İsrailli Bakan Yuval Steinitz, Türk medyasında yer alan 'Ankara'nın barış sürecinde yeni bir arabulucu olarak değerlendirildiği' yönündeki haberleri reddetti. Steinitz, 'Benim şahsen böyle bir karardan haberim yok. Hamas'la müzakere etmiyoruz. Dolayısıyla, Erdoğan'ın Hamas'la ilişkileri burada ilgisiz. Filistin yönetimiyle de doğrudan müzakere ediyoruz. Dolayısıyla arabuluculuya gerek yok' diyor."
Times, Ramallah'taki Filistinli yetkililerin de Türkiye'nin arabuluculuğuyla ilgili haberleri reddettiğini ve Türkiye'nin arabuluculuk yapması çağrılarını 'temelsiz' ve 'etkisiz' bulduklarını belirtiyor. Gazeteye konuşan Filistin Yönetimi'nin Dışişleri Bakanı Riad Malki, hükümetinin İsrail hükümeti üzerindeki nüfuzları nedeniyle başta Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere olmak üzere 'Ortadoğu Dörtlüsünü' tercih ettiklerini söylüyor. Ancak gazete, isminin açıklanmasını istemeyen bir Filistinli yetkilinin Türkiye'ye itiraz edilmesinin asıl nedenini, Erdoğan'ın Hamas'tan yana tavır koyması ve Batı Şeria'daki 'daha ılımlı' Filistinli lider kadrosunun tecrit edilmesi ihtimalinden duyulan kaygıyla açıkladığını da aktarıyor.
İngiltere basınının geniş yer verdiği konulardan biri de Euro krizinde dikkatlerin çevrildiği son ülke Portekiz'deki gelişmeler. Portekiz, iki yıl önce Avrupa Birliği ve Uluslararası Para Fonu IMF'den 78 milyar Euro kurtarma kredisi almış, bunun karşılığında da bütçe açığını kapatmak için kapsamlı bir kesinti programı uygulamaya başlamıştı.
Ancak, ülkenin anayasa mahkemesi 1,4 milyar Euro tutarındaki çeşitli kesinti kalemlerinin anayasaya aykırı olduğuna hükmetti.
Financial Times , dün akşam televizyondan halka seslenen Portekiz Başbakanı Pedro Passos Coelho'nun ikinci bir kurtarma kredisi almak zorunda kalmamak için başka kesintiler yapmak zorunda kalacaklarını söylediğini belirtiyor.
Gazete uzmanların da, daha önce Lizbon'un bütçe hedeflerini tutturma süresini iki yıl uzatan uluslararası borç verenlerin, özellikle Almanya ve Hollanda'nın Kıbrıs'a karşı sert bir tutum takındığı bir dönemde, yeni tavizler vermekte isteksiz davranacağı görüşünde olduğunu aktarıyor.
Times ise, Kıbrıs'ın kurtarılmasından sadece iki hafta sonra Portekiz'de ortaya çıkan sorunların, Euro Bölgesi'ne üye Güney Avrupa ülkelerinde yeni bir fırtına yaşanacağı korkularını arttırdığını söylüyor.
Gazete, Portekiz'in uyguladığı kemer sıkma uygulamalarının diğer zor durumdaki ülkelere örnek gösterildiğini, ama şimdi Lizbon'un Euro Bölgesi liderlerinin başağırları sıralamasında ilk sıraya oturacağını da vurguluyor.
Financial Times dünya haberleri sayfalarında, eski Venezuela lideri Hugo Chavez'in ölmeden önce halefi olarak gösterdiği Nicolas Maduro'nun orduyla ilişkileri üzerine geniş bir habere yer veriyor.
Gazete 14 Nisan'daki seçimlerde yeni Venezuela lideri olması beklenen Maduro'nun Chavez gibi ordunun desteği ve sadakatine sahip olmadığını yazıyor.
Gazete, orduda Kübalılar'ın nüfuzunu protesto etmek için üç yıl önce istifa eden ve sonra muhalefetin saflarına katılan General Antonio Rivero'nun görüşlerine yer veriyor Rivero, "Chavez orduyla nasıl konuşulacağını, nasıl disiplin ve sadakat isteyeceğini biliyoru. Maduro'nun hiçbir fikri yok. Maduro ordunun gözünde Chavez'in tam tersi" diyor.
Times da Maduro'nun seçim kampanyasında eski bir lanetin yardımına başvurduğunu yazıyor.
Gazeteye göre Maduro ülkenin kırsal kesimindeki bir seçim konuşması sırasında, "Nicolas Maduro aleyhine oy verenler, aslında kendileri aleyhine oy veriyor ve Macarapana'nın laneti üzerlerine olacaktır" dedi.
Gazete ayrıca, Maduro'nun bahsettiği lanetin 16.yüzyılda İspanyol sömürgecilerin yerlileri katlettiği Maracapana savaşına bir gönderme olduğunu belirtiyor.
Daily Telegraph'ın dünya haberleri sayfalarında Amerika Birleşik Devletleri'nin Montana eyaletinde yürürlüğe sokulan ilginç bir yasa haberleştirilmiş.
Habere göre Montana, sürücülerin yolda çarptıkları vahşi hayvanları yemesine yasal olarak izin veren ilk Amerikan eyaleti oldu.
İlgili yasa tasarısını hazırlayıp oya sunan eyalet meclisi üyesi Steve Levin, büyük kısmı kırsal bölgelerden oluşan eyalette araba sürerken yolda gördüğü ölü vahşi hayvanları saydığını söylüyor ve "Bu kadar iyi etin israf edilmesi günahtı" diyor.
Haberde tasarıya önce bütün vahşi hayvanların dahil edildiği, ama sürücülerin ticari değeri olan koyun, ayı ve vaşakları hedef alabilecekleri endişesiyle, geyik ve antilop türleriyle sınırlandırıldığı da aktarılıyor.
Times ise, Mali'nin Timbuktu kentinde Fransa Cumhurbaşkanı Francois Hollande'a hediye edilen yavru devenin yendiğini yazıyor.
Times habere, "Güven kaybetmiş bir hükümet, dibe vuran destek ve kötü bir ekonomik görünüm..Hollande işler daha da kötüye gidemez diye düşünürken şimdi de devesi yendi" diyerek başlıyor.
Gazete, Mali'nin radikal İslamcılarla savaşında Fransa'nın desteğine minnettarlık ifadesi olarak Hollande’a hediye edilen devenin kesilip, yahni yapıldığını belirtiyor.
Times Fransız medyasına göre, devenin yendiği haberinin Mali'deki Fransız subaylar tarafından Savuma Bakanı Jean-Yves Le Drian'a iletildiğini, Le Drian tarafından da cumhurbaşkanlığı sarayına aktarıldığını yazıyor.
Habere göre, Hollande önce deveyi Fransa'daki bir hayvanat bahçesine götürmek istedi. Ama Hollande, danışmanlarının Fransa'ya yabancı bir ülkeden hayvan sokmanın çok fazla bürokrasi gerektirdiği uyarısı üzerine deveyi bakmaları için Timbuktu'daki bir aileye teslim etti. Söz konusu aile de, Kuzey Afrika'da sevilen bir et pişirme yöntemi olan tajin, yani yahni yapıp deveyi yedi.
Times haberin altında da kilden yapılan özel bir kapta pişirilen, deve eti tajinin tarifini de veriyor.

Almanya Basını

Kuzey Kore krizi ve İran ile sürdürülen nükleer pazarlığın başarısızlığa uğraması bugünkü Alman gazetelerinden seçtiğimiz yorumların konularını oluşturuyor.
Süddeutsche Zeitung her defasında yarıda kesilen İran ile 5+1 Grubu arasındaki nükleer diyalogun sonsuza kadar tekrarlanamayacağını belirttiği yorumunda şu görüşlere yer veriyor:

“Haziran ayındaki cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra İran'ın zaman kazanmaya mı çalıştığı yoksa yaptırımların artan baskısına dayanamayıp, nükleer enerjiden sadece barışçı amaçlarla yararlanmayı değil ama aynı zamanda atom bombası da geliştirmeye çalıştığına dair endişeleri dağıtmakta kararlı mı olduğu ortaya çıkacak. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin beş daimi üyesiyle Almanya Tahran'daki rejimi sınamak amacıyla şubat ayı ortalarında Almatı'da bir mutabakat belgesi sundular. Yılsonuna kadar somut ilerleme kaydedilmesi gerekiyor. Aksi takdirde on yıldır için için yanmakta olan bu anlaşmazlığı diplomatik yollardan sona erdirme gayretleri boşa gitmiş olacaktır.Diyalog süreci sonsuza kadar devam ettirilemez, çünkü İran nükleer programını fütursuzca devam ettiriyor. Tahran rejimi atom bombası için gerekli parçaları elde etme hedefine her gün biraz daha yaklaşıyor. Asıl amaç da bunu önlemek olduğundan, bu amaca ancak görüşmeler yoluyla ulaşılabilir.”

Frankfurter Allgemeine Zeitung gazetesinin aynı konuya ayırdığı yorumda ise şu satırları okuyoruz:

“Doğu ve Batı'nın diplomatları İran'ın nükleer programını tartışmak için yeniden biraraya geldiklerinde kimse Kuzey Kore'ye atıfta bulunmadı. Absürt bir şekilde her iki taraf da bundan aynı sonucu çıkardı: On yıldır yerinde sayan müzakereler devam ettirilmelidir. Tahran'daki rejim böylelikle atom mühendislerine zaman kazandırmış olacak. Devletler topluluğu da İran'ın, Birleşmiş Milletlerin nükleer müfettişleriyle sürdürdüğü sınırlı işbirliğinden tamamen vazgeçmesini önlemiş olacak. Sadece şu umulabilir ki, derin kültür geçmişi olan İran halkı, Kim Jong Un'un imparatorluğundaki gibi açlık çeken kitlelere benzemek istemediğini Ayetullahlarına belli etsin.”

Neue Osnabrücker Zeitung Kuzey Kore diktatörü Kim Jong Un'un ABD'yi nükleer darbeyle tehdit etmesine değindiği yorumunda Washington yönetiminin tehlikeyi hafife almadığını dile getiriyor:

“ABD'nin uzun menzilli füze denemesini ertelemesi, atom savaşı tehditleri savuran asabi Pyöngyang rejimine ustaca gönderilmiş bir yumuşama mesajıdır. Bunun gerginliği gidermeye yetip yetmeyeceği bir yana, Washington yönetimi bu adımıyla yangına gereksiz yere körükle gitmeye niyetli olmadığını belli etmiş ve anlaşmazlıkta kilit rolü oynayan K. Kore'nin en yakın müttefiki Pekin'e de işaret vermiş oluyor. ABD'nin Güney Kore'yi ve kendi topraklarını savunmakta sonuna kadar kararlı olduğundan kimsenin şüphesi olamaz. Karşıdan gelecek bir nükleer saldırıya aynı karşılığı vereceğinden de. Bu bakımdan Kuzey Kore'nin tehditlerini fiiliyata dökmeye kalkışması intihar etmek anlamına gelir. Fakir Kuzey Kore'nin nükleer şantaj yoluyla gıda yardımı koparmak istemesi daha gerçekçi bir hipotezdir. Bu yöntemin her defasında tutacağı şüphelidir. Çünkü Kuzey Kore füze ve nükleer başlık geliştirme çalışmalarında ilerleme sağladıkça savaş tehlikesi de artıyor.

Şimdi ne olacak? Askeri çözüm söz konusu olamayacağına göre, geriye sadece yumuşama kalıyor. ABD ilk yumuşama adımını attı. Bu adımı yenilerinin izlemesi gerekiyor.”

Bonn'da yayımlanan General Anzeiger gazetesi yorumunda, Çin'in nüfuzunun fazla olmadığını ve krizi ancak ABD'nin sona erdirebileceğini yazıyor:

“Neredeyse içinden çıkılması imkânsız gibi görünen K. Kore krizinde ABD son derece ustaca bir hamle yaparak önemsiz bir füze denemesini erteledi. Washington yönetimi kriz bölgesindeki askeri mevcudiyetini takviye ederken, zafiyet şeklinde yorumlanması mümkün olmayan küçük bir yumuşama sinyali gönderdi. Zaten krizi atlatma iradesinin Pekin'de değil de Washington'da olduğu her gün biraz daha açıklığa kavuşuyor. Pyöngyang üzerindeki etkisi şaşılacak derece sınırlı olan Pekin yönetimi burnunun dibindeki Amerikan askeri gücünün artmasına da ses çıkarmıyor. En azından şimdilik.”

(trttürkhaberdar/bbc türkçe/dw türkçe)


Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.