Header Ads

Avrupa Basınında Bugün (6 Mayıs 2013)



İngiltere Basını
İsrail’in Suriye başkenti Şam yakınlarındaki hedefleri vurması, İngiltere basınının sayfalarında geniş yer alıyor. Haber ve yorumlarda, bu hamleyle birlikte Batı’nın Suriye’deki iç çatışmalarda taraf haline geldiği görüşü öne çıkıyor.
Financial Times , Suriye hükümetinin askeri araştırma tesislerine yönelik saldırıları “savaş ilanı” saymasına rağmen, her iki tarafın da geniş çaplı savaşta çıkarı olmadığına dikkat çekiyor.
Gözlemcilerin görüşlerine dayandırılan haberde, 2 yılı aşkın süredir silahlı isyanı bastırmaya çabalayan Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad için yeni bir cephe açılmasının ‘tehlikeli’ olacağı belirtiliyor.
Habere göre, on yıllardır Suriye sınırında gerginlik yaşamayan İsrail, Suriye’deki “iç savaşta” taraf olmaktan kaçınmaya devam ediyor, hatta “bildik şeytan” olarak gördüğü Esad’ı muhaliflere tercih ediyor.
İsrail’deki Ulusal Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü’nden Yiftah Shapir , harekatı “savaşın gidişatını etkilemeye çalışmayan, sınırlı bir müdahale” olarak tanımlıyor.
Blog yazarı Maysaloon da, İsrail’in Suriye’deki gelişmelerden çok, Suriye’nin müttefikleri İran ve Lübnan’daki Hizbullah örgütüne odaklandığını belirtiyor.
İsrail’in İran’dan Hizbullah’a aktarılması planlanan Fetih-110 füzelerini hedef aldığı iddialarını aktaran Independent gazetesinde, kıdemli Orta Doğu muhabiri Robert Fisk , bazı sorular ortaya atıyor.
Söz konusu füzelerin Suriye devleti tarafından muhaliflere karşı kullanıldığı iddialarının Washington tarafından da dillendirildiğini hatırlatan Fisk, Şam yönetiminin kullanmakta olduğu füzeleri Lübnan’a vermesinin tutarsızlığına dikkat çekiyor.
Suriye hava kuvvetlerinin İsrail jetlerine karşı niye havalanmadığını da sorgulayan Fisk, şöyle diyor:
“Daha önemlisiyse, çarpıcı şekilde, İsrail’in artık Suriye’deki savaşa müdahale etmesi. Sadece Hizbullah’a sevk edilen silahları hedeflediklerini söyleyebilirler, fakat bu silahlar aynı zamanda Suriye’deki isyancılara karşı kullanılıyor. Hal böyleyken, rejimin elindeki bu silah tedariğini azaltmak, isyancıların Beşar Esad’ı devirmesine yardımcı olmaktır. Ayrıca, ABD’nin bölgedeki en iyi dostu ve askeri müttefiği olarak İsrail kendisini Batılı bir ülke saydığından, bu, ‘bizim’ de savaşa dahil olduğumuz anlamına geliyor.”
Guardian gazetesinin Orta Odoğu editörü Ian Black de, İsrail saldırılarının, Başbakan Binyamin Netahyahu’nun güvenlik konusundaki “kırmızı çizgilerini” vurgulamakla sınırlı olduğu görüşünde.
Gazetenin başyazısındaysa, ABD Başkanı Barack Obama’nın gelişmelerdeki etkisizliğinin altı çizilerek şöyle deniyor:
“Libya’da olduğu gibi bu çatışmada ‘geriden’ öncülük yapamaz. İsrail’in harekete geçme hakkı olduğunu söylemek, bu eylemlerin bölgesel sonuçları hakkında hiçbir şey söylememek olur.”
İsyancıların Şam ve Humus’taki girişimlerinin Suriye devleti tarafından boşa çıkarıldığını belirten Guardian, Esad’ın bir yıl sonra koltuğunda oturup oturmayacağının, “ABD’nin ne yapıp yapmayacağına” bağlı olduğunu ifade ediyor.
London School of Economics’te Orta Doğu Merkezi’ni yöneten Prof. Fawas Gerges , Daily Telegraph gazetesindeki analizinde, Suriye’deki siyasi başkaldırının önce silahlı mücadeleye, şimdiyse bölgesel bir savaşa evrildiğini yazıyor.
İsrail müdahalesinin, Suriyeli isyancılar ile İsrail’i “aynı düşmanla savaşanlar” durumuna getirdiğine dikkat çeken uzman, Esad rejiminin “başını İsrail ve müttefiklerinin çektiği bir komplo” ile karşı karşıya olduğu yönündeki savunmasının güç kazandığını belirtiyor.
Independent gazetesinin dünya haberleri bölümünde, Türkiye’yi de ilgilendiren bir habere yer verilmiş.
Kosova’daki Medicus adlı klinikte 2008 yılında yapılan yasadışı organ nakli ve kaçakçılığıyla ilgili davanın, Başbakan Haşim Taçi ve diğer hükümet yetkililerine uzandığı anlatılıyor haberde.
Habere göre, yargılanan doktorların üst düzey yetkililerle bağlantıları olduğuna ilişkin ifadeleri üzerine, Avrupa Birliği’nin Kosova’daki hukuki misyonu soruşturma başlatma kararı aldı.
İddialar, Taçi’nin komutanlarından biri olduğu Kosova Kurtuluş Ordusu’nun Sırbistan ile savaştığı 1998-1999 dönemine kadar gidiyor.
Skandal, 2008’de böbreğini satan bir Türk vatandaşının Piriştine havalimanında fenalaşıp ölmesiyle ortaya çıkmıştı.
Olayın soruşturulması üzerine; Rusya ve Ukrayna gibi ülkelerden çok sayıda kişinin de 10 bin dolar gibi fiyatlar karşılığında organlarını sattığı ve bu organların çoğu İsrailli olan kişilere 100 bin doların üzerinde bir fiyatla satıldığı ortaya çıkmıştı.
Ameliyatların çoğunu gerçekleştirdiği ileri sürülen ve “Dr. Frankeştayn” lakabı takılan Türk doktor Yusuf Sönmez ise İstanbul’da gözaltına alındıktan sonra kaçmış ve ortadan kaybolmuştu.
Sönmez’in faaliyetlerini Güney Afrika’da sürdürdüğü sanılıyor.
Financial Times gazetesinde, Almanya’da sekizi Türk olan on kişiyi öldürmekle suçlanan Neo-Nazi çetesiyle ilgili davanın bugün başlayacağı haber veriliyor.
80 iş günü sürecek duruşmaların 2014’te tamamlanacağına işaret edilen haberde, “dönerci cinayetleri” soruşturmalarının, Alman güvenlik kuruluşlarının sağcı militanlardan gelen tehditlere solculara gösterdiği kadar dikkat göstermemesine kaydığı aktarılıyor.
Times gazetesinde, İran’da Haziran ayında yapılması planlanan Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde, iki dönemdir iktidarda bulunan ve bir daha aday olamayan Mahmud Ahmedinejad’ın, “kukla aday” bulmak için günlerinin sayılı olduğu ifade ediliyor.
Haberde, Ahmedinejad’ın sağ kolu olan İsfendiyar Rahim Meşai’nin adaylığının, dini lider Ali Hamaney tarafından engellenme riski olduğu belirtiliyor.
Buna karşılık, Ahmedinejad’ın ise Hamaney’in ve ona yakın mollaların karıştığı yolsuzluk dosyalarını koz olarak kullandığı iddia ediliyor.
Times’ın başka bir haberindeyse, Küba Devlet Başkanı Raul Castro’nun kızı Mariela Castro’nun Amerika Birleşik Devletleri’ne ziyareti haber konusu.
ABD Dışişleri Bakanlığı Mariela Castro’nun ilk vize başvurusunu reddetmişti.
Küba’da eşcinsel haklarının geliştirilmesine yönelik çalışmalarıyla tanınan üç çocuk annesi, Philadelphia’daki Eşitlik Forumu’ndan ödül almak için ayak bastığı ABD’de, iki ülkenin “dünyayı birlikte değiştirebileceğini” söylemiş.


Fransa Basını
Le Figaro: Mélenchon’un saldırıları, sosyalistlerde hüzün
Radikal sol, kemer sıkma politikalarına karşı çıkmak ve 6. Cumhuriyet çağrıları yapmak için dün on binlerce insanı sokaklara döktü. Organizasyonu düzenleyenlere göre gösterilere katılanların sayısı 180 bin civarındaydı.
Geçtiğimiz yıl Sol Cephe’den cumhurbaşkanlığına adaylığını koyan radikal solun lideri Jean-Luc Mélenchon Hollande’ın iktidardaki birinci yılını “Deneme süresi sona erdi ve hesaplar tutmadı. Eğer siz bunu yapmayı bilmiyorsanız, çekilin biz yapalım” diyerek kutladı..
Radikal solun yanı sıra sağcılar da sokaklara inerken sosyalistler meydanlarda yoktu. Ancak Başbakan Jean-Marc Ayrault dün akşam katıldığı televizyon programında hükümetin yönünü değiştirmeyeceğinin altını bir kez daha çizdi.

Almanya Basını
8'i Türk 10 kişiyi öldürmekle suçlanan NSU örgütü davası Alman basınının öne çıkan yorum konusu.
Neue Presse gazetesi yorumunda Münih Yüksek Eyalet Mahkemesi'nde görülecek Nasyonal Sosyalist Yeraltı NSU örgütü davasının kritik soruları gündeme getireceğini yazıyor:
"NSU davası kamuoyunu ve en başta da soruşturma makamlarını can sıkıcı, sert sorularla yüzleştirecek. Teröristler nasıl oldu da yıllarca Almanya'da cinayetler işleyebildi? Ardından neden soruşturmayı yürütenler kurbanların bazılarına suçlamalarda bulundu? Görünüşe göre mahkemenin karşısında uğraştıracak bir yapboz var. Özellikle de baş sanık Beate Zschaepe susmaya devam ederse. Zschaepe cinayetleri işleyen miydi yoksa sempatizan mı? Zschaepe'nin cinayet ekibinin sadece yanı başında olmakla kaldığını düşünmek mümkün değil ama bu ispat edilebilecek mi?"
Mannheimer Morgen gazetesi yorumunda NSU davasından beklentileri frenliyor:
"İnsan zaman zaman NSU davasının bir Meclis Araştırma Komisyonu ile karıştırıldığı izlenimine kapılıyor. Oysa yargıçların, siyaset kurumunun ya da toplumun Neonazilere karşı tutumunda hata yapıp yapmadığı yönünde bir kanaate varma zorunluluğu yok. Tüyler ürperten hatalar ve örtbas etme girişimlerinden kimlerin sorumlu olduğu, hangi sonuçların çıkartılması gerektiğine ilişkin hüküm de vermeyecekler. Onların görevi sanıkların haklarında iddia edilen suçları ne derece işlediklerini tespit etmek."
Märkische Allgemeine gazetesi de NSU davasında kurban yakınlarına söz hakkı verilmesi gerektiğini savunuyor:
"Akılcı bakıldığında bu davada söz konusu olan sanıkların işlenen on cinayette suçlu ya da suça ortak olup olmadığı. Hangi suçları kanıtlanabilir, hangi deliller onların aleyhine konuşuyor, bunlar belirlenecek. Ne eksik ne de fazla! Fakat kurbanların ve yakınlarının durumlarının ortaya konabilmesi de de önemli. Akrabaları ve yakınlarını kaybetmenin ızdırabı yanında bazıları yıllarca suçlu olduklarından şüphelenildiği için de acı çekti. Kurban yakınları yanıt istiyor: Neden özellikle benim oğlum, amcam ya da babamın başına geldi? Onları kim seçti? Kim tetiği çekti? Ölürken uzun süre acı çektiler mi? Bu yanıtların verildiği anlar duruşmanın en üzücü, acı saatleri olacak."
Stuttgarter Zeitung gazetesi de aynı konuda şöyle yazıyor:
"Münih Yüksek Eyalet Mahkemesi Hâkimi Manfred Götzl, bağımsızlığı ve toplumsal heyecanlardan etkilenmemesi ile tanınır. O özellikle ve hatta neredeyse yalnızca Beate Zschaepe ile diğer dört zanlının ne suç işlediği, ne bildiği, ne yapmak istedikleri sorularına yanıt bulmak istiyor. Böyle de olması gerekir. Kurban yakınları ile mağdurlar ise kesinlikle anlaşılır bir gerekçe ile daha fazlasını istiyor. Dik kafalı, çabuk öfkelenebilen Hakim Götzl, mağdurlara bu davada hakları ve ihtiyaçları olan hareket alanını bırakırsa iyi olur."

(bbc türkçe/dw türkçe/trttürkhaberdar)


Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.